logo

Ticari İşletme Rehni (İTO Regesta Dergisi, Kasım – 2011)

 

A.GİRİŞ

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 939. maddesi gereğince, menkul mallar üzerinde rehin tesis edilebilmesi, kanunda ayrık olarak gösterilen haller dışında (TMK m.940), üzerinde rehin tesis edilecek malın ya da malların zilyedliğinin rehin alacaklısına devredilmesiyle mümkün bulunmaktadır.

Zilyedliğin rehin alacaklısına devredilme koşulu özellikle ticari işletmeler açısından menkul rehni müessesinin uygulanabilmesini hemen hemen imkansız kılmaktadır. Zira, ticari işletmeler, iktisadi faaliyetlerini devam ettirebilmek için menkul mallarını fiilen kullanmaya ihtiyaç duymaktadırlar.

İşte bu konudaki ihtiyaca cevap vermek üzere, ülkemizde 1971 yılında 1477 sayılı Ticari İş­letme Rehni Kanunu (TİRK) ve hemen akabinde, Ticari İşletme Rehni Sicili Hak­kında Tüzük ile Ticari İşletme Rehni Sicili Tüzüğünün Uygulanması Hak­kında Yönetmelik birbiri ardına yürürlüğe girmiş ve böylelikle ticari işletmelere, sahibi oldukları menkul mallar üzerinde zilyedlik alacaklıya devredilmeden de rehin tesis edebilme imkanı getirilmiştir.

Kanunun adının Ticari İşletme Rehni Kanunu olması, sanki bu rehin türünün ticari işletmeler açısından mümkün olabileceği gibi bir izlenim yaratmaktadır. Ancak, kanunun 1.maddesinde yer alan açık düzenleme gereğince, ticari işletmelerin yanı sıra esnaf ve sanatkâr sicilinde kayıtlı bulunan esnaf işletmeleri üzerine de ticari işletme rehni tesis edilmesi mümkündür.

B.TİCARİ İŞLETME REHNİNİN KAPSAMI

TİRK.nun 3.maddesinde ticari işletme rehninin zorunlu ve ihtiyari unsurları belirtilmiştir. Buna göre, ticaret unvanı ve işletme adı, ticari işletmeye tahsis edilmiş menkul işletme tesisatı ticari işletme rehininin zorunlu unsurlarıdır. Bir diğer ifadeyle, ticari işletme rehni tesis ederken bu malların rehin sözleşmesine konu edilmesi zorunludur.

İhtira beratları, markalar, internet alan adları, modeller, resimler ve lisanslar gibi sınaî haklar da istenirse ticari işletme rehnine dahil edilebilirler.

Doktrinde genel olarak ticaret unvanı ya da işletme adını dahil etmeyen ticari işletme rehni sözleşmelerinin hukuken geçerli olmadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, tarafların ticari işletme rehni sözleşmesinde açıkça ticaret unvanı veya işletme adını rehin kapsamı dışında bıraktıklarını beyan etmeleri du­rumunda sözleşmenin geçersiz kabul edilmesi gerektiği, buna mukabil böyle bir beyan olmaksızın sözleşme tanzim edilir ve ticaret unvanı ya da işletme adına yer verilmez ise sözleşmenin geçersiz olmayacağı da ileri sürülmektedir.[1]

TİRK’nun 3.maddesinin ilk fıkrasında; “Rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makine, araç, alet ve motorlu nakil araçların”tamamının rehin sözleşmesinde yer alması gerektiği belirtildiğinden, bu kurala riayet edilmemesi de sözleşmenin geçersizliği so­nucunu doğuracaktır.

Hemen belirtmek gerekir ki, rehin sözleşmesinde işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş menkul işletme tesisatının tamamının göste­rilmesi koşulu rehin alanın kredi kuruluşları ve kooperatifler olması durumu için geçerlidir. Şa­yet rehin alan kredili mal satımı yapan bir ticari işletme ise bunlar için TİRK m.3’de yer alan düzenleme gereğince, rehnin konusu sadece alım satım sözleşmesine konu mallar olacaktır.

Alacaklının kendi­sinden beklenilen tüm özeni göstermesine rağmen, rehin verenin gizlemesi sebebiyle sözleşmede tüm menkul işletme tesisatının gösterilememesi ha­linde, rehnin geçersiz olup olmayacağı tereddüt yaratmaktadır. Doktrinde böyle bir durumun varlığı halinde, hakkın kötüye kullanılması ve iyiniyet kurallarından hare­ketle, rehin sözleşmesinin geçerli olduğu kanaatine varılmasının gerektiği ileri sürülmüştür.[2]

 

  1. SÖZLEŞMENİN TARAFLARI

Ticari işletme rehnini ancak, ticaret veya esnaf ve sanatkâr sicilinde kayıtlı olan bir ticari bir işletme tarafından verilebilir. Ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı ise ancak “tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müesseseleri”, “kredili satış yapan gerçek ve tüzel kişiliği haiz mü­esseseler” ve “kooperatifler” olabilir. Bunlar haricindeki alacaklı ve borçluların ticari işletme rehni tesis edebilmeleri mümkün değildir. Yüksek Mahkeme de bir kararında, yasada belirtilen nitelikleri taşımayanların ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı olamayacaklarını açıkça ifade et­miştir. [3]

TİRK’nun 2.maddesinde kimlerin ticari işletme rehni sözleşmesi­nin alacaklı tarafını oluşturabileceği sınırlı olarak sayılmış olmasına rağ­men, rehnin tesisinden sonra rehinle teminat altına alınan alacağın TİRK m.2’de sayılan kişiler dışındaki bir kişiye temlik edilmesi (BKm.162) ya da rehin ile güvence altına alınan borcun TİRK m.2’de sayılan niteliklere haiz olmayan bir kefil tarafından ödenmesi (BKm.496) ya da halefiyet durumunda (BKm.147) rehin alacaklısının değişmesi mümkün bulunmaktadır. Acaba böyle bir durumda rehin hakkı sona mı ere­cektir?

 

Doktrinde genel olarak böyle bir durumda rehnin geçerliliğini koru­maya devam edeceği, rehin hakkı sahibi olabilecekler için aranan şartların sözleşmenin kuruluşu sırasında mevcut olmasının yeterli olduğu kabul edilmektedir.[4] Bununla birlikte, gerek temlik gerekse kefalet ya da halefiyete ilişkin hükümlere istinaden alacak hakkı kendisine geçen kişinin de TİRK m.2’de sayılan kişilerden olması gerektiği, aksi durumda rehnin geçersiz olacağı yönünde görüşler de bulunmaktadır.[5]

 

Kanaatimizce[6], rehin alan açısından TİRK m.2’de yer alan kısıtla­manın sadece rehnin kuruluş anı ile sınırlı tutulması, sonradan alacağın temliki gibi bir sebeple rehin alacaklısının değişmesi halinde, rehin ala­caklısının kimliği açısından herhangi bir şart aranmaması gerekmektedir. Zira, anılan yasa maddesinin konuluş amacı yukarıda da belirtildiği üzere, TMK’nun menkul mallar için öngördüğü teslim koşullu rehin kuralının et­kisizleştirilmesine engel olmaktır. Oysa, ticari işletme rehni sözleşmesin­den kaynaklanan alacağın alacaklısının değişmesi halinde böyle bir sa­kınca bulunmamaktadır. Zira, zaten ortada ticari işletme rehni ile güvence altına alınmış bir alacak vardır. Alacaklı durumuna geçen kişi de sadece rehin sözleşmesinde yer alan alacak için rehne başvurabilecek, devraldığı alacak ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir başka alacağına istinaden ticari iş­letme rehnini paraya çeviremeyecektir. Bu sebeple, ticari işletme rehniyle teminat altına alınan alacağın TİRK m.2’de sayılan kişilerden olmayan bir kişiye geçmesi, uygulamanın genişletilmesi gibi bir sonuç doğurma­maktadır.

  1. SÖZLEŞMENİN ŞEKİL KOŞULLARI

Ticari işletme rehni sözleşmesinin, ticari işletmenin merkezinin ka­yıtlı bulunduğu sicil çevresindeki bir noter tarafından “Re’sen Düzen­leme” şeklinde tesis edilmesi zorunludur. Belirtilen sebeple, yetkili noter tarafından tanzim edilmeyen sözleş­meler ile önceden hazırlanmış, sadece imzaları noter tarafından tasdik edilmiş bulunan sözleşmelerin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.[7] Yüksek Mah­kemenin görüşü de bu doğrultudadır.[8]

TİRK.nun 5.maddesi gereğince noterde resen düzenleme şeklinde yapılan ticari işletme rehni sözleşmesinin 10 gün içerisinde işletmenin kayıtlı bulunduğu ticaret siciline tescil edilmesi gerekmektedir. Rehin hakkı yapılan bu tescil ile doğacaktır. Gerek rehin alacaklısı gerekse de rehin borçlusu sözleşmeyi ticaret sicili memurluğuna ibraz ederek tescil edilmesini isteyebilir.

Ticari işletme rehni sözleşmesi 10 gün geçtikten sonra tescil için sicil memurluğuna sunulur ise ne olacaktır? Hemen belirtmek isteriz ki, Yüksek mahkeme 10 günlük yasal süreden sonra yapılan tescillerin geçersiz olduğu ve bu nedenle de tesis edilen ticari işletme rehninin hukuken geçerli olmadığı görüşündedir.[9] Buna mukabil konu doktrinde tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar[10] Yüksek Mahkeme gibi düşünmekte 10 günden sonra yapılan tescillerin hükümsüz olduğunu ileri sürmektedir. Aksi fikirde olanlara göre ise[11] kanunun bu hükmü emredici nitelikte değil­dir. Tescil talebinin 10 gün içinde yapılmamış olması sözleşmenin geçersizli­ğini doğurmaz. Çünkü kanunda bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu hususunda açık bir ifade yoktur. Kaldı ki, rehin hakkı tescil ile doğacağından, rehin sözleşmesinin aleniyet kazanmamasından dolayı üçüncü kişilerin zarara uğramaları ihtimali de bulunmamaktadır.

 

Kanaatimize, 10 günlük süre geçtikten sonra tescil edilen ticari işletme rehni sözleşmeleri geçersiz kabul edilmemelidir. Zira 10 günlük süre koşulunun yer aldığı 5.maddenin gerekçesinde, “On günlük müddet üçüncü şahısları koru­mak gayesiyle tasarıya konulmuştur. Bu suretle işletme sahibinin muvazaa yolu ile noterde tanzim ettirdiği bir rehin akdini saklaması ve işlerinin bozulması halinde ticaret veya küçük esnaf siciline kayıtlı alacaklılardan mal kaçırılması ihtimali önlenmiş olmaktadır” açıklamasına yer verilmiştir. Buna göre, 10 günlük sürenin üçüncü kişilerin haklarını korumak bakımından konulduğu kabul edildiğinde, 10 günlük süre içerisinde tescili gerçekleştirilmeyen ticari işletme rehinlerinin geçersiz olduğunu söylemek yerine, ticari işletme rehni sözleşmelerin ticaret siciline tescil edilmediği müddetçe üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini söylemek daha doğru gelmektedir.

 

Son olarak belirtmek isteriz ki, Ticari işletme rehninin tescili için yasal 10 günlük süre içerisinde si­cile başvurulması yeterlidir. Tescilin bu 10 günlük süre içerisinde tamamlanmasına gerek bulunmamaktadır. Zira, taraflar üzerlerine düşen yasal so­rumluluğu yerine getirerek süresi içerisinde ticaret siciline başvurmuşlar­dır. Artık bundan sonrası tarafların değil sicil memurunun inisiyatifinde gelişecek işlemlerdir.[12]

 

TİRK m.7’de yer alan bu düzenleme ve TİRST m.6’de yer alan hüküm gereğince sicil memuru, tescil işleminden sonra, re’sen yani herhangi bir talep olmasa dahi rehin hususunu ilgili sicillere bildirmek durumundadır.

 

E.YABANCI PARA ÜZERİNDEN TİCARİ İŞLETME REHNİ TESİSİ SORUNU

Yabancı para cinsi üzerinden ticari işletme rehni tesis edilip edile­meyeceği uzun zamandan beri doktrinde tartışmalı olan bir husustur. Me­deni Kanunumuzda yapılan değişiklik ile yurt içinde veya dışında faaliyet gösteren kredi kuruluşları açısından yabancı para ipoteği mümkün kılınır­ken (TMK m.851), daha sonra yapılan TİRK’ndaki değişiklikte maale­sef bu paralelde bir değişiklik yapılmamıştır. Bu sebeple, konunun değer­lendirmesini mevcut hükümlere göre yapmak gerekecektir.Yabancı para cinsi üzerinden ticari işletme rehni tesis edilip edilemeyeceği sorununa, TİRK.nun 6.maddesinde belirtilen “ticari işletme rehni söz­leşmesinin ticaret siciline tescilinde alacağın Türk Lirası olarak miktarının gösterilmesi gerektiği” yönündeki düzenleme neden olmaktadır. Bu düzenlemeden yola çıkan kimi yazarlar[13] TİRK m.6’da yer alan rehin tutarının Türk Li­rası olarak gösterilmesine ilişkin kuralın özel bir hüküm olduğu ve bu se­beple de TMK’nun yabancı para ipoteklerini düzenleyen 851.maddesinin ticari işletme rehinleri açısından kıyasen uygulanamayacağını ileri sürmektedirler.Oysa kanaatimizce, TİRK.nun 6.maddesinde yer alan bu düzenleme özel bir hüküm değildir. Zira, yabancı para cinsi üzerinden gayrimenkul rehni kavramı hukuk düzenimize ilk defa Medeni Kanun’a 1990 yılında eklenen 766/a maddesiyle girmiş ve 2001 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 851.maddesiyle de genişletilerek devam ettirilmiştir. Oysa, Ticari İşletme Rehni Kanunu yürürlüğe girdiği tarihte (1971), Medeni Kanunumuzda yabancı para ipoteği kavramı bulunmadığı gibi yabancı para borçlarında alacaklıya fiili ödeme günündeki kur karşılı­ğını talep edebilme imkanını getiren BK’nun 83 maddesinin son fıkrası da henüz yürürlükte değildi. Bu nedenle, rehnin Türk Lirası olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten TİRK’nun 6.maddesinin özel hüküm oldu­ğundan bahsetme imkanı bulunmamaktadır. Kaldı ki, 6.maddede rehin sözleşmesinin Türk Lirası olarak düzen­lenmesi gerektiğinden söz edilmemiş, sadece sicile tescil aşamasında ala­cağın Türk Lirası miktarının belirtilmesinden bahsedilmiştir. Bu nedenle yabancı para üzerinden ticari işletme rehni tesisinin mümkün olduğunu düşünmekteyiz.[14] Ayrıca, 01.11.2005 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe gi­ren 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Fon Alacaklarının Takip ve Tahsi­line İlişkin Yetki ve Usuller” başlıklı 132.maddesinde “Fon, her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere, Yeni Türk Li­rası ve/veya yabancı para birimi üzerinden, ticari işletme rehni, taşınmaz rehni ve taşınır rehni dâhil olmak üzere her türlü aynî ve şahsi teminat almaya ehil ve yetkilidir.” denilmek suretiyle, yabancı para üzerinden tesis edilmiş bir ticari işletme rehninin de söz konusu olabileceği yasal mevzuatımızda yer almıştır.

 

F.SANAYİ İŞLETMELERİ ÜZERİNDE TİCARİ İŞLETME REHNİ

 

Ticari işletme rehni sözleşmesinde, rehnin tesis edilmesi anında mevcut olan ve işletmeye tahsis edilmiş bulunan tüm işletme tesisatının gösterilmesi gerektiğine ilişkin TİRK’nun 3.maddesinde yer alan kurala, 2003 yılında yapılan kanun değişikliğiyle önemli bir istisna getirilmiştir. 29.07.2003 tarih, 25183 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4952 sayılı TİRK’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1447 sayılı TİRK’na eklenen EK Madde 2’de “Sanayi işletmelerinde 3 üncü maddenin (b) ve (c) bentlerinde yer alan unsurlardan bir veya daha fazlası rehnin konusu yapılabilir, ticari işletme rehnine konu kredilerle satın alınan makine, ekipman, araç, alet ve cihazlar rehnedilebilir. Rehinli mallar alacaklının belir­leyeceği muhtemel rizikolara karşı sigorta ettirilir. Sigorta masrafla­rının hangi tarafa ait olacağı rehin sözleşmesinde belirtilir. Sanayi işletmelerinde rehne konu olan varlıkların bir listesi işletmenin yasal defterlerinden işletme veya yevmiye defterinin son sayfasına noter tarafından onaylanarak eklenir. Bu listelerde, rehinli malların özel­likleri açıkça belirtilir. Bu işlem rehnin devamı süresince her yıl yeni­lenir. Ticari işletme rehnine ilişkin hükümler bu maddeye göre sanayi işletmelerinde yapılan rehinlerde de uygulanır” denilmektedir.

Hangi işletmelerin sanayi işletmeleri olduğu Sanayi Sicil kanunu’nun 1.maddesinde belirtilmiştir. Sanayi Siciline kayıtlı olan ve bu nedenle de sanayi sicil belgesi bulunan işletmeler bu istisnadan yararlanacaklardır.

 

Söz konusu değişikliğe ilişkin gerekçede;“Menkul işletme tesisatının tümünün rehin sözleşmesinde gösterilmesi zorunluluğu kaldırılmakta ve tesisatın her parçasının rehne konu edilmesi imkânı getirilmektedir. Bu sayede işletmenin,mevcut mal varlığını rehin göstermeksizin kredi alma­sına imkân sağlanmaktadır”denilmiş olması sebebiyle kanaatimizce söz konusu maddede iki ayrı durum düzenlenmiş bulunmaktadır.[15]

Buna göre; EK Maddenin ilk cümlesinde yer alan “Sanayi işletmele­rinde 3. maddenin (b) ve (c) bentlerinde yer alan unsurlardan bir veya daha fazlası rehin konusu yapılabilir” şeklindeki düzenleme ticari işletme rehinlerinde menkul işletme tesisatının tamamının rehin sözleşmesinde yer alması gerektiğine ilişkin ana kuralın bir istisnasını oluşturmaktadır. Buna mukabil, EK Maddenin ikinci cümlesinde yer alan “ticari işletme rehnine konu kredilerle satın alınan makine, ekipman, araç, alet ve cihazlar rehnedilebilir” şeklindeki düzenleme ise, ticari işletme rehnine konu menkullerin rehin sözleşmesinin imzalanması anında mevcut ve işletme­nin faaliyetine tahsis edilmesi gerektiğine ilişkin ana kuralın bir istisnası­dır.

Yasa koyucu, sanayi işletmelerinde sadece kredi ile alınacak mallar açısından ticari işletme rehni imkanını getirme düşüncesinde olsa idi, bu­nun için herhangi bir yasal değişiklik yapmasına gerek yoktu. Zira, TİRK’nun 2.maddesinde zaten kredili mal satışları için bu imkan mev­cuttu. Demek ki yasa koyucu, TİRK’nun 2.maddesinde yer alan istisnai hükmü, üretime dönük faaliyet gösteren sanayi işletmeleri açısından ge­nişletme ihtiyacı duymuş ve bu işletmelerin ülke ekonomisi için önemini de göz önünde bulundurarak faaliyetlerine daha kolay devam edebilmesi, daha kolay kredi bulabilmesi için menkul işletme tesisatının tamamını rehne konu etmeden ticari işletme rehni tesis edebilme imkanını getirmiş­tir. Böylelikle sanayi işletmeleri, kullandığı kredi ile orantılı olarak rehin verebilecek ve bu suretle rehin vermediği menkul işletme tesisatını da bir başka kredi için kullanabilecektir.

Belirtilen sebeple, sanayi işletmeleri açısından getirilen bu imkanın sadece ticari işletme rehnine konu kredi ile satın alınmış mallara ilişkin olmadığını düşünmekteyiz. Aksi takdirde getirilen yeniliğin uygulama alanı son derece sınırlı olacaktır. Zira, bankaların bir mal alımına yönelik kredi kullandırmaları istisnai bir durum olup bu husus uygulamada daha ziyade leasing şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Leasing şirketlerinin ise ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı olabilmeleri TİRK’nun 2.maddesi karşısında mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle, sanayi işletmeleri açısından, makine,ekipman için alınan kredilerin yanı sıra, işletme kredileri bakımından da münferit unsurlar üzerine ticari işletme rehni tesis edilebilme imkanı bulunduğunu düşünmekteyiz.[16]

 

 

 

 

G.TİCARİ İŞLETME REHİNNİN SONA ERMESİ

 

Ticari işletme rehni bir alacağı teminat altına almak için tesis edilir. Bu sebeple de fer’i bir haktır. Alacak sona erdiğinde, onun teminatını teş­kil eden ticari işletme rehni de sona erer ve ticaret sicilinden terkin edil­mesi gerekir.(TİRK m.19) Alacak devam ediyor olmasına rağmen rehin alacaklısın talep ettiğinde yine ticari işletme rehni sona erecektir.

 

Cebri icra yoluyla yapılan takip neticesinde ticari işletme rehninin paraya çevrilmesi, işletmenin ticaret sicilinden silinmesine rağmen terkinin alacaklıya tebliğinden itibaren iki ay içerisinde takip yapılmamış olması (TİRK m.18) hallerinde de yine ticari işletme rehni sona ermiş olmaktadır.

 

 

(*) T.İş Bankası A.Ş. Bölge Hukuk Müşaviri

[1] TEOMAN, Ömer, Otuz Yıl Ticaret Hukuku – Tüm Makalelerim, İstanbul:Beta Yayınevi, 2001, C. II, s.23

[2] ERTEN,Ali, “Bankacılık Uygulamasında Ticari İşletme Rehni ve Hukuki Sorunlar”, Bankacılar Dergisi., S.32, s.85 ; ÜLGEN, Hüseyin/TEOMAN, Ömer/HELVACI, Meh­met/KENDİGELEN, Abuzer/KAYA, Aslan/ ERTAN, N.Füsun Nomer, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapevi, 2006, s.192

[3] Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 29.11.1985 tarih ve E.5322 – K.6571 sayılıka­rarı.“Ticari işletme rehni karşılığı kredi verecek olan kuruluşlar, kanunun 2. madde­sinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar: a) Tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müesseseleri, b) Kredi satış yapan gerçek ve tüzel kişiliği haiz müesse­seler, c) Kooperatiflerdir. Lehine rehin verilen (mürtehin) ancak, yukarıda sayılan ku­ruluşlar olabilir. Ticari İşletme Rehni imkanını sadece kredi müesseselerine tanımak amacıyla lehine rehin verilen bakımından bu kasıtlama getirilmiştir. Rehin alan C…A.Ş. sermaye şirketi olarak kurulmuş bir şirket olmakla beraber, bir kredi müesse­sesi değildir. Aracı sermaye şirketlerinin, ihracatı teşvik amacıyla, ürünlerini pazarla­dıkları kuruluşlara döviz kredi açmalarına olanak tanınması, bunların kredi müesse­sesi olarak kabulünü gerektirmeyeceği açıktır. 1447 sayılı Kanunun 2. maddesinde sı­nırlı olarak belirtilen ticari işletme rehni karşılığı kredi verecek kuruluşların kapsamı­nın, kararname veya tebliğ ile genişletilmesine veya değiştirilmesine imkan tanıyan yetki de verilmemiştir.” (YKD, Mayıs, 1986, s.693)

[4] POROY/YASAMAN, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2006, s.51. ; REİSOĞLU, Ticari İşletme Rehni ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, Ankara, T.İş Bankası A.Ş. yayınları, 1974, s.14. ; ARKAN,Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2004, s.48

[5] DURAL, Ali, “Ticari İşletme Rehni ile Teminat Altına Alınan Alacağın TİRK m.2’de Sayılan Kişiler Dışındaki Kişilere Temlikinin Ticari İşletme Rehnine Etkisi”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2004, S. 1, s.324. ; ANTMEN, Alpay, Ticari İşletme Rehni, Yetkin Yayıncılık, 2001, s.76

[6] HAZNEDAR, İbrahim Murat, Ticari İşletme Rehni ve Paraya Çevrilmesi, Legal Yayınevi, 2008, s.44

[7] DOMANİÇ, Hayri, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, İstanbul, 1988, s.147 ; TANJU, Fahrettin, “Ticari İşletme Rehni Sözleşmesi”, Türkiye Noterler Birliği Hu­kuk Dergisi, 1980, S.28, s.7 ; OY, Osman/GÜNGÜLER Gülcan, Türk Hukuk Mevzuatına Göre Kredi ve Kredi Teminatları, İstanbul:Beta Yayınevi,2008, s.71

[8] Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 14.10.2005 tarih ve E.12784 – K.10143 sayılı kararı. “Dosyadaki belgelerden ticari işletme rehnine konu menkullerin bulunduğu ticari iş­letmenin Gerede Ticaret Siciline kayıtlı olduğu, Ticari İşletme Rehin Sözleşmesinin ise Gerede Noterliğinde değil, Ankara Noterliğinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Sicil çevresi dışındaki bir noter tarafından yapılan sözleşmeler hükümsüzdür. Dolayısıyla Ankara Noterliğinde yapılan ticari işletme rehin sözleşmesi geçersizdir. Ticari İşletme üzerin­deki rehin hakkının doğumunu düzenleyen Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 5. madde­sinin f/1’e göre “Rehin hakkı ticari işletme sahibinin veya müessesesinin veya alacaklı­nın yazılı talebi üzerine ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu Ticaret veya Esnaf ve Sa­natkarlar Siciline tescil ile doğar”. Temyize konu dosyada bulunan 17.2.2004 tarihli Gerede Ticaret Sicil Memurluğu’na ait yazıda ticari işletme üzerinde ticari işletme rehni bulunmadığı bildirilmiştir. Bu durumda mahkemece somut olayda TİRK’nun 4 ve 5. maddelerinde öngörülen koşullara uygun ve geçerli bir ticari işletme rehni ku­rulmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” (www.kazanci.com.tr)

 

[9] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 26.09.2003 tarih ve E:5809- K:8881 sayılı kararı. “TİRK’nun 5/2. maddesine göre yapılmış rehin sözleşmesinin düzenlemeyi takip eden (10) gün içinde ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu ticaret siciline tescil edilmeli­dir. Hükümde öngörülen (10) günlük süre üçüncü kişileri korumak ve ticari işletme sa­hibinin, daha önceden muvazaa yoluyla düzenleteceği rehin sözleşmesini, işlerinin bo­zulması halinde tescil ettirerek alacaklılarından mal kaçırmasını önlemek amacıyla ka­bul edilmiştir. Hükmün konuluş amacı gözetildiğinde 10 günlük süreden sonra yapılan tescillerin hukuki sonuç doğurmayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenle sıra cetvelinin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik olmayıp sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerekirken ilamda yazılı gerekçe ile bozulduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının onanması gerekmiştir” ; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 09.06.2003 tarih ve E:4054, K:6072 sayılı kararı “Somut olayda, davalı T… Bank ta­rafından tesis olunan ticari işletme rehni rehin sözleşmesinin yapılmasından 10 gün içinde Ticaret Sicili ne tescil edilmediğinden geçersizdir.” (www.kazanci.com.tr)

Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 15.12.2003 tarih ve E:7748, K:10323 sayılı kararı. “Da­yanılan Ticari İşletme Rehin sözleşmesi noterde düzenlenmiş ise de, 1447 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca ayrıca, Ticari işletmenin bağlı olduğu ticaret siciline 10 gün içinde tescili gerekmektedir. Aksi halde rehin hakkından söz edilmesi olanaksız­dır.” (www.kazanci.com.tr)

[10] KARAHACIOĞLU, Ali Haydar/ DOĞRUSÖZ, M. Edip/ALTIN Mehmet, Türk Huku­kunda Rehin, Ankara, 1996, s.90 ; TÜRKER, Erhan, Ticari İşletme Rehni, Eskişehir İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi, Yayın No: 228/150, s.87

[11] İMREGÜN, Oğuz, Ticaret Hukukunun Genel İlkeleri, İstanbul, 1989, s.17 ; SAKA, Zafer, Ticaret Hukuku, İstanbul:Beta Yayınevi, 1998, s.66

[12] Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 10.07.2007 tarih ve E:6001, K:10525 sayılı kararı. “Dos­yada Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 16.12.2005 tarihli yazısında, Kayseri Yedinci Noterliği’nin 09.12.2005 tarihli Ticari İşletme Rehin Sözleşmesi’nin tescili için A…Bank A.Ş. tarafından süresi içinde 16.12.2005 tarihinde başvurulduğu, işlemdeki eksiklik için Ticaret Sicil Memurluğu Tüzüğü’nün 28/2. maddesi uyarınca, Ticaret Sicil Memurluğu’nca süre verildiği, bundan sonra 22.12.2005 tarihinde tescil edildiği anla­şılmaktadır. Buna rağmen mahkemece, taraflarca aksi iddia edilmediği halde hiçbir araştırma yapılmadan sırf dosyada bulunan 22.12.2005 tarihli yazıda yer alan tarih­lere göre Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 5. maddesi hükmü gereğince rehnin süre­sinde tescil edilmediğinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de, sonucu itibariyle doğru olan karar nedeniyle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendi­rilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.” (www.kazanci.com.tr)

[13]REİSOĞLU, Ticari İşletme Rehni ve Son Yasal Düzenleme, Bankacılar Dergisi, 2003, S.47, s.8, POROY/YASAMAN, a.g.e., s.57

[14] Aynı yönde, ERCÜMENT,Erdem, Ticari İşletme Rehninde Güncel Sorunlar, Bankacılar Dergisi, 2011, S.76, s.50

[15] Aynı yönde; REİSOĞLU, a.g.m., s.14

[16] Aynı yönde; YILDIZ,Şükrü, Makalelerim, Ankara:Yetkin Yayınları, 2008, s.486

TİCARİ İŞLETME REHNİ

İbrahim Murat Haznedar (*)

A.GİRİŞ

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 939. maddesi gereğince, menkul mallar üzerinde rehin tesis edilebilmesi, kanunda ayrık olarak gösterilen haller dışında (TMK m.940), üzerinde rehin tesis edilecek malın ya da malların zilyedliğinin rehin alacaklısına devredilmesiyle mümkün bulunmaktadır.

Zilyedliğin rehin alacaklısına devredilme koşulu özellikle ticari işletmeler açısından menkul rehni müessesinin uygulanabilmesini hemen hemen imkansız kılmaktadır. Zira, ticari işletmeler, iktisadi faaliyetlerini devam ettirebilmek için menkul mallarını fiilen kullanmaya ihtiyaç duymaktadırlar.

İşte bu konudaki ihtiyaca cevap vermek üzere, ülkemizde 1971 yılında 1477 sayılı Ticari İş­letme Rehni Kanunu (TİRK) ve hemen akabinde, Ticari İşletme Rehni Sicili Hak­kında Tüzük ile Ticari İşletme Rehni Sicili Tüzüğünün Uygulanması Hak­kında Yönetmelik birbiri ardına yürürlüğe girmiş ve böylelikle ticari işletmelere, sahibi oldukları menkul mallar üzerinde zilyedlik alacaklıya devredilmeden de rehin tesis edebilme imkanı getirilmiştir.

Kanunun adının Ticari İşletme Rehni Kanunu olması, sanki bu rehin türünün ticari işletmeler açısından mümkün olabileceği gibi bir izlenim yaratmaktadır. Ancak, kanunun 1.maddesinde yer alan açık düzenleme gereğince, ticari işletmelerin yanı sıra esnaf ve sanatkâr sicilinde kayıtlı bulunan esnaf işletmeleri üzerine de ticari işletme rehni tesis edilmesi mümkündür.

B.TİCARİ İŞLETME REHNİNİN KAPSAMI

TİRK.nun 3.maddesinde ticari işletme rehninin zorunlu ve ihtiyari unsurları belirtilmiştir. Buna göre, ticaret unvanı ve işletme adı, ticari işletmeye tahsis edilmiş menkul işletme tesisatı ticari işletme rehininin zorunlu unsurlarıdır. Bir diğer ifadeyle, ticari işletme rehni tesis ederken bu malların rehin sözleşmesine konu edilmesi zorunludur.

İhtira beratları, markalar, internet alan adları, modeller, resimler ve lisanslar gibi sınaî haklar da istenirse ticari işletme rehnine dahil edilebilirler.

Doktrinde genel olarak ticaret unvanı ya da işletme adını dahil etmeyen ticari işletme rehni sözleşmelerinin hukuken geçerli olmadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, tarafların ticari işletme rehni sözleşmesinde açıkça ticaret unvanı veya işletme adını rehin kapsamı dışında bıraktıklarını beyan etmeleri du­rumunda sözleşmenin geçersiz kabul edilmesi gerektiği, buna mukabil böyle bir beyan olmaksızın sözleşme tanzim edilir ve ticaret unvanı ya da işletme adına yer verilmez ise sözleşmenin geçersiz olmayacağı da ileri sürülmektedir.[1]

TİRK’nun 3.maddesinin ilk fıkrasında; “Rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makine, araç, alet ve motorlu nakil araçların”tamamının rehin sözleşmesinde yer alması gerektiği belirtildiğinden, bu kurala riayet edilmemesi de sözleşmenin geçersizliği so­nucunu doğuracaktır.

Hemen belirtmek gerekir ki, rehin sözleşmesinde işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş menkul işletme tesisatının tamamının göste­rilmesi koşulu rehin alanın kredi kuruluşları ve kooperatifler olması durumu için geçerlidir. Şa­yet rehin alan kredili mal satımı yapan bir ticari işletme ise bunlar için TİRK m.3’de yer alan düzenleme gereğince, rehnin konusu sadece alım satım sözleşmesine konu mallar olacaktır.

Alacaklının kendi­sinden beklenilen tüm özeni göstermesine rağmen, rehin verenin gizlemesi sebebiyle sözleşmede tüm menkul işletme tesisatının gösterilememesi ha­linde, rehnin geçersiz olup olmayacağı tereddüt yaratmaktadır. Doktrinde böyle bir durumun varlığı halinde, hakkın kötüye kullanılması ve iyiniyet kurallarından hare­ketle, rehin sözleşmesinin geçerli olduğu kanaatine varılmasının gerektiği ileri sürülmüştür.[2]

 

  1. SÖZLEŞMENİN TARAFLARI

Ticari işletme rehnini ancak, ticaret veya esnaf ve sanatkâr sicilinde kayıtlı olan bir ticari bir işletme tarafından verilebilir. Ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı ise ancak “tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müesseseleri”, “kredili satış yapan gerçek ve tüzel kişiliği haiz mü­esseseler” ve “kooperatifler” olabilir. Bunlar haricindeki alacaklı ve borçluların ticari işletme rehni tesis edebilmeleri mümkün değildir. Yüksek Mahkeme de bir kararında, yasada belirtilen nitelikleri taşımayanların ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı olamayacaklarını açıkça ifade et­miştir. [3]

TİRK’nun 2.maddesinde kimlerin ticari işletme rehni sözleşmesi­nin alacaklı tarafını oluşturabileceği sınırlı olarak sayılmış olmasına rağ­men, rehnin tesisinden sonra rehinle teminat altına alınan alacağın TİRK m.2’de sayılan kişiler dışındaki bir kişiye temlik edilmesi (BKm.162) ya da rehin ile güvence altına alınan borcun TİRK m.2’de sayılan niteliklere haiz olmayan bir kefil tarafından ödenmesi (BKm.496) ya da halefiyet durumunda (BKm.147) rehin alacaklısının değişmesi mümkün bulunmaktadır. Acaba böyle bir durumda rehin hakkı sona mı ere­cektir?

 

Doktrinde genel olarak böyle bir durumda rehnin geçerliliğini koru­maya devam edeceği, rehin hakkı sahibi olabilecekler için aranan şartların sözleşmenin kuruluşu sırasında mevcut olmasının yeterli olduğu kabul edilmektedir.[4] Bununla birlikte, gerek temlik gerekse kefalet ya da halefiyete ilişkin hükümlere istinaden alacak hakkı kendisine geçen kişinin de TİRK m.2’de sayılan kişilerden olması gerektiği, aksi durumda rehnin geçersiz olacağı yönünde görüşler de bulunmaktadır.[5]

 

Kanaatimizce[6], rehin alan açısından TİRK m.2’de yer alan kısıtla­manın sadece rehnin kuruluş anı ile sınırlı tutulması, sonradan alacağın temliki gibi bir sebeple rehin alacaklısının değişmesi halinde, rehin ala­caklısının kimliği açısından herhangi bir şart aranmaması gerekmektedir. Zira, anılan yasa maddesinin konuluş amacı yukarıda da belirtildiği üzere, TMK’nun menkul mallar için öngördüğü teslim koşullu rehin kuralının et­kisizleştirilmesine engel olmaktır. Oysa, ticari işletme rehni sözleşmesin­den kaynaklanan alacağın alacaklısının değişmesi halinde böyle bir sa­kınca bulunmamaktadır. Zira, zaten ortada ticari işletme rehni ile güvence altına alınmış bir alacak vardır. Alacaklı durumuna geçen kişi de sadece rehin sözleşmesinde yer alan alacak için rehne başvurabilecek, devraldığı alacak ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir başka alacağına istinaden ticari iş­letme rehnini paraya çeviremeyecektir. Bu sebeple, ticari işletme rehniyle teminat altına alınan alacağın TİRK m.2’de sayılan kişilerden olmayan bir kişiye geçmesi, uygulamanın genişletilmesi gibi bir sonuç doğurma­maktadır.

  1. SÖZLEŞMENİN ŞEKİL KOŞULLARI

Ticari işletme rehni sözleşmesinin, ticari işletmenin merkezinin ka­yıtlı bulunduğu sicil çevresindeki bir noter tarafından “Re’sen Düzen­leme” şeklinde tesis edilmesi zorunludur. Belirtilen sebeple, yetkili noter tarafından tanzim edilmeyen sözleş­meler ile önceden hazırlanmış, sadece imzaları noter tarafından tasdik edilmiş bulunan sözleşmelerin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.[7] Yüksek Mah­kemenin görüşü de bu doğrultudadır.[8]

TİRK.nun 5.maddesi gereğince noterde resen düzenleme şeklinde yapılan ticari işletme rehni sözleşmesinin 10 gün içerisinde işletmenin kayıtlı bulunduğu ticaret siciline tescil edilmesi gerekmektedir. Rehin hakkı yapılan bu tescil ile doğacaktır. Gerek rehin alacaklısı gerekse de rehin borçlusu sözleşmeyi ticaret sicili memurluğuna ibraz ederek tescil edilmesini isteyebilir.

Ticari işletme rehni sözleşmesi 10 gün geçtikten sonra tescil için sicil memurluğuna sunulur ise ne olacaktır? Hemen belirtmek isteriz ki, Yüksek mahkeme 10 günlük yasal süreden sonra yapılan tescillerin geçersiz olduğu ve bu nedenle de tesis edilen ticari işletme rehninin hukuken geçerli olmadığı görüşündedir.[9] Buna mukabil konu doktrinde tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar[10] Yüksek Mahkeme gibi düşünmekte 10 günden sonra yapılan tescillerin hükümsüz olduğunu ileri sürmektedir. Aksi fikirde olanlara göre ise[11] kanunun bu hükmü emredici nitelikte değil­dir. Tescil talebinin 10 gün içinde yapılmamış olması sözleşmenin geçersizli­ğini doğurmaz. Çünkü kanunda bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu hususunda açık bir ifade yoktur. Kaldı ki, rehin hakkı tescil ile doğacağından, rehin sözleşmesinin aleniyet kazanmamasından dolayı üçüncü kişilerin zarara uğramaları ihtimali de bulunmamaktadır.

 

Kanaatimize, 10 günlük süre geçtikten sonra tescil edilen ticari işletme rehni sözleşmeleri geçersiz kabul edilmemelidir. Zira 10 günlük süre koşulunun yer aldığı 5.maddenin gerekçesinde, “On günlük müddet üçüncü şahısları koru­mak gayesiyle tasarıya konulmuştur. Bu suretle işletme sahibinin muvazaa yolu ile noterde tanzim ettirdiği bir rehin akdini saklaması ve işlerinin bozulması halinde ticaret veya küçük esnaf siciline kayıtlı alacaklılardan mal kaçırılması ihtimali önlenmiş olmaktadır” açıklamasına yer verilmiştir. Buna göre, 10 günlük sürenin üçüncü kişilerin haklarını korumak bakımından konulduğu kabul edildiğinde, 10 günlük süre içerisinde tescili gerçekleştirilmeyen ticari işletme rehinlerinin geçersiz olduğunu söylemek yerine, ticari işletme rehni sözleşmelerin ticaret siciline tescil edilmediği müddetçe üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini söylemek daha doğru gelmektedir.

 

Son olarak belirtmek isteriz ki, Ticari işletme rehninin tescili için yasal 10 günlük süre içerisinde si­cile başvurulması yeterlidir. Tescilin bu 10 günlük süre içerisinde tamamlanmasına gerek bulunmamaktadır. Zira, taraflar üzerlerine düşen yasal so­rumluluğu yerine getirerek süresi içerisinde ticaret siciline başvurmuşlar­dır. Artık bundan sonrası tarafların değil sicil memurunun inisiyatifinde gelişecek işlemlerdir.[12]

 

TİRK m.7’de yer alan bu düzenleme ve TİRST m.6’de yer alan hüküm gereğince sicil memuru, tescil işleminden sonra, re’sen yani herhangi bir talep olmasa dahi rehin hususunu ilgili sicillere bildirmek durumundadır.

 

E.YABANCI PARA ÜZERİNDEN TİCARİ İŞLETME REHNİ TESİSİ SORUNU

Yabancı para cinsi üzerinden ticari işletme rehni tesis edilip edile­meyeceği uzun zamandan beri doktrinde tartışmalı olan bir husustur. Me­deni Kanunumuzda yapılan değişiklik ile yurt içinde veya dışında faaliyet gösteren kredi kuruluşları açısından yabancı para ipoteği mümkün kılınır­ken (TMK m.851), daha sonra yapılan TİRK’ndaki değişiklikte maale­sef bu paralelde bir değişiklik yapılmamıştır. Bu sebeple, konunun değer­lendirmesini mevcut hükümlere göre yapmak gerekecektir.Yabancı para cinsi üzerinden ticari işletme rehni tesis edilip edilemeyeceği sorununa, TİRK.nun 6.maddesinde belirtilen “ticari işletme rehni söz­leşmesinin ticaret siciline tescilinde alacağın Türk Lirası olarak miktarının gösterilmesi gerektiği” yönündeki düzenleme neden olmaktadır. Bu düzenlemeden yola çıkan kimi yazarlar[13] TİRK m.6’da yer alan rehin tutarının Türk Li­rası olarak gösterilmesine ilişkin kuralın özel bir hüküm olduğu ve bu se­beple de TMK’nun yabancı para ipoteklerini düzenleyen 851.maddesinin ticari işletme rehinleri açısından kıyasen uygulanamayacağını ileri sürmektedirler.Oysa kanaatimizce, TİRK.nun 6.maddesinde yer alan bu düzenleme özel bir hüküm değildir. Zira, yabancı para cinsi üzerinden gayrimenkul rehni kavramı hukuk düzenimize ilk defa Medeni Kanun’a 1990 yılında eklenen 766/a maddesiyle girmiş ve 2001 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 851.maddesiyle de genişletilerek devam ettirilmiştir. Oysa, Ticari İşletme Rehni Kanunu yürürlüğe girdiği tarihte (1971), Medeni Kanunumuzda yabancı para ipoteği kavramı bulunmadığı gibi yabancı para borçlarında alacaklıya fiili ödeme günündeki kur karşılı­ğını talep edebilme imkanını getiren BK’nun 83 maddesinin son fıkrası da henüz yürürlükte değildi. Bu nedenle, rehnin Türk Lirası olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten TİRK’nun 6.maddesinin özel hüküm oldu­ğundan bahsetme imkanı bulunmamaktadır. Kaldı ki, 6.maddede rehin sözleşmesinin Türk Lirası olarak düzen­lenmesi gerektiğinden söz edilmemiş, sadece sicile tescil aşamasında ala­cağın Türk Lirası miktarının belirtilmesinden bahsedilmiştir. Bu nedenle yabancı para üzerinden ticari işletme rehni tesisinin mümkün olduğunu düşünmekteyiz.[14] Ayrıca, 01.11.2005 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe gi­ren 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Fon Alacaklarının Takip ve Tahsi­line İlişkin Yetki ve Usuller” başlıklı 132.maddesinde “Fon, her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere, Yeni Türk Li­rası ve/veya yabancı para birimi üzerinden, ticari işletme rehni, taşınmaz rehni ve taşınır rehni dâhil olmak üzere her türlü aynî ve şahsi teminat almaya ehil ve yetkilidir.” denilmek suretiyle, yabancı para üzerinden tesis edilmiş bir ticari işletme rehninin de söz konusu olabileceği yasal mevzuatımızda yer almıştır.

 

F.SANAYİ İŞLETMELERİ ÜZERİNDE TİCARİ İŞLETME REHNİ

 

Ticari işletme rehni sözleşmesinde, rehnin tesis edilmesi anında mevcut olan ve işletmeye tahsis edilmiş bulunan tüm işletme tesisatının gösterilmesi gerektiğine ilişkin TİRK’nun 3.maddesinde yer alan kurala, 2003 yılında yapılan kanun değişikliğiyle önemli bir istisna getirilmiştir. 29.07.2003 tarih, 25183 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4952 sayılı TİRK’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1447 sayılı TİRK’na eklenen EK Madde 2’de “Sanayi işletmelerinde 3 üncü maddenin (b) ve (c) bentlerinde yer alan unsurlardan bir veya daha fazlası rehnin konusu yapılabilir, ticari işletme rehnine konu kredilerle satın alınan makine, ekipman, araç, alet ve cihazlar rehnedilebilir. Rehinli mallar alacaklının belir­leyeceği muhtemel rizikolara karşı sigorta ettirilir. Sigorta masrafla­rının hangi tarafa ait olacağı rehin sözleşmesinde belirtilir. Sanayi işletmelerinde rehne konu olan varlıkların bir listesi işletmenin yasal defterlerinden işletme veya yevmiye defterinin son sayfasına noter tarafından onaylanarak eklenir. Bu listelerde, rehinli malların özel­likleri açıkça belirtilir. Bu işlem rehnin devamı süresince her yıl yeni­lenir. Ticari işletme rehnine ilişkin hükümler bu maddeye göre sanayi işletmelerinde yapılan rehinlerde de uygulanır” denilmektedir.

Hangi işletmelerin sanayi işletmeleri olduğu Sanayi Sicil kanunu’nun 1.maddesinde belirtilmiştir. Sanayi Siciline kayıtlı olan ve bu nedenle de sanayi sicil belgesi bulunan işletmeler bu istisnadan yararlanacaklardır.

 

Söz konusu değişikliğe ilişkin gerekçede;“Menkul işletme tesisatının tümünün rehin sözleşmesinde gösterilmesi zorunluluğu kaldırılmakta ve tesisatın her parçasının rehne konu edilmesi imkânı getirilmektedir. Bu sayede işletmenin,mevcut mal varlığını rehin göstermeksizin kredi alma­sına imkân sağlanmaktadır”denilmiş olması sebebiyle kanaatimizce söz konusu maddede iki ayrı durum düzenlenmiş bulunmaktadır.[15]

Buna göre; EK Maddenin ilk cümlesinde yer alan “Sanayi işletmele­rinde 3. maddenin (b) ve (c) bentlerinde yer alan unsurlardan bir veya daha fazlası rehin konusu yapılabilir” şeklindeki düzenleme ticari işletme rehinlerinde menkul işletme tesisatının tamamının rehin sözleşmesinde yer alması gerektiğine ilişkin ana kuralın bir istisnasını oluşturmaktadır. Buna mukabil, EK Maddenin ikinci cümlesinde yer alan “ticari işletme rehnine konu kredilerle satın alınan makine, ekipman, araç, alet ve cihazlar rehnedilebilir” şeklindeki düzenleme ise, ticari işletme rehnine konu menkullerin rehin sözleşmesinin imzalanması anında mevcut ve işletme­nin faaliyetine tahsis edilmesi gerektiğine ilişkin ana kuralın bir istisnası­dır.

Yasa koyucu, sanayi işletmelerinde sadece kredi ile alınacak mallar açısından ticari işletme rehni imkanını getirme düşüncesinde olsa idi, bu­nun için herhangi bir yasal değişiklik yapmasına gerek yoktu. Zira, TİRK’nun 2.maddesinde zaten kredili mal satışları için bu imkan mev­cuttu. Demek ki yasa koyucu, TİRK’nun 2.maddesinde yer alan istisnai hükmü, üretime dönük faaliyet gösteren sanayi işletmeleri açısından ge­nişletme ihtiyacı duymuş ve bu işletmelerin ülke ekonomisi için önemini de göz önünde bulundurarak faaliyetlerine daha kolay devam edebilmesi, daha kolay kredi bulabilmesi için menkul işletme tesisatının tamamını rehne konu etmeden ticari işletme rehni tesis edebilme imkanını getirmiş­tir. Böylelikle sanayi işletmeleri, kullandığı kredi ile orantılı olarak rehin verebilecek ve bu suretle rehin vermediği menkul işletme tesisatını da bir başka kredi için kullanabilecektir.

Belirtilen sebeple, sanayi işletmeleri açısından getirilen bu imkanın sadece ticari işletme rehnine konu kredi ile satın alınmış mallara ilişkin olmadığını düşünmekteyiz. Aksi takdirde getirilen yeniliğin uygulama alanı son derece sınırlı olacaktır. Zira, bankaların bir mal alımına yönelik kredi kullandırmaları istisnai bir durum olup bu husus uygulamada daha ziyade leasing şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Leasing şirketlerinin ise ticari işletme rehni sözleşmesinin alacaklısı olabilmeleri TİRK’nun 2.maddesi karşısında mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle, sanayi işletmeleri açısından, makine,ekipman için alınan kredilerin yanı sıra, işletme kredileri bakımından da münferit unsurlar üzerine ticari işletme rehni tesis edilebilme imkanı bulunduğunu düşünmekteyiz.[16]

 

 

 

 

G.TİCARİ İŞLETME REHİNNİN SONA ERMESİ

 

Ticari işletme rehni bir alacağı teminat altına almak için tesis edilir. Bu sebeple de fer’i bir haktır. Alacak sona erdiğinde, onun teminatını teş­kil eden ticari işletme rehni de sona erer ve ticaret sicilinden terkin edil­mesi gerekir.(TİRK m.19) Alacak devam ediyor olmasına rağmen rehin alacaklısın talep ettiğinde yine ticari işletme rehni sona erecektir.

 

Cebri icra yoluyla yapılan takip neticesinde ticari işletme rehninin paraya çevrilmesi, işletmenin ticaret sicilinden silinmesine rağmen terkinin alacaklıya tebliğinden itibaren iki ay içerisinde takip yapılmamış olması (TİRK m.18) hallerinde de yine ticari işletme rehni sona ermiş olmaktadır.

 

 

(*) T.İş Bankası A.Ş. Bölge Hukuk Müşaviri

[1] TEOMAN, Ömer, Otuz Yıl Ticaret Hukuku – Tüm Makalelerim, İstanbul:Beta Yayınevi, 2001, C. II, s.23

[2] ERTEN,Ali, “Bankacılık Uygulamasında Ticari İşletme Rehni ve Hukuki Sorunlar”, Bankacılar Dergisi., S.32, s.85 ; ÜLGEN, Hüseyin/TEOMAN, Ömer/HELVACI, Meh­met/KENDİGELEN, Abuzer/KAYA, Aslan/ ERTAN, N.Füsun Nomer, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapevi, 2006, s.192

[3] Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 29.11.1985 tarih ve E.5322 – K.6571 sayılıka­rarı.“Ticari işletme rehni karşılığı kredi verecek olan kuruluşlar, kanunun 2. madde­sinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar: a) Tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müesseseleri, b) Kredi satış yapan gerçek ve tüzel kişiliği haiz müesse­seler, c) Kooperatiflerdir. Lehine rehin verilen (mürtehin) ancak, yukarıda sayılan ku­ruluşlar olabilir. Ticari İşletme Rehni imkanını sadece kredi müesseselerine tanımak amacıyla lehine rehin verilen bakımından bu kasıtlama getirilmiştir. Rehin alan C…A.Ş. sermaye şirketi olarak kurulmuş bir şirket olmakla beraber, bir kredi müesse­sesi değildir. Aracı sermaye şirketlerinin, ihracatı teşvik amacıyla, ürünlerini pazarla­dıkları kuruluşlara döviz kredi açmalarına olanak tanınması, bunların kredi müesse­sesi olarak kabulünü gerektirmeyeceği açıktır. 1447 sayılı Kanunun 2. maddesinde sı­nırlı olarak belirtilen ticari işletme rehni karşılığı kredi verecek kuruluşların kapsamı­nın, kararname veya tebliğ ile genişletilmesine veya değiştirilmesine imkan tanıyan yetki de verilmemiştir.” (YKD, Mayıs, 1986, s.693)

[4] POROY/YASAMAN, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2006, s.51. ; REİSOĞLU, Ticari İşletme Rehni ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, Ankara, T.İş Bankası A.Ş. yayınları, 1974, s.14. ; ARKAN,Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2004, s.48

[5] DURAL, Ali, “Ticari İşletme Rehni ile Teminat Altına Alınan Alacağın TİRK m.2’de Sayılan Kişiler Dışındaki Kişilere Temlikinin Ticari İşletme Rehnine Etkisi”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2004, S. 1, s.324. ; ANTMEN, Alpay, Ticari İşletme Rehni, Yetkin Yayıncılık, 2001, s.76

[6] HAZNEDAR, İbrahim Murat, Ticari İşletme Rehni ve Paraya Çevrilmesi, Legal Yayınevi, 2008, s.44

[7] DOMANİÇ, Hayri, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, İstanbul, 1988, s.147 ; TANJU, Fahrettin, “Ticari İşletme Rehni Sözleşmesi”, Türkiye Noterler Birliği Hu­kuk Dergisi, 1980, S.28, s.7 ; OY, Osman/GÜNGÜLER Gülcan, Türk Hukuk Mevzuatına Göre Kredi ve Kredi Teminatları, İstanbul:Beta Yayınevi,2008, s.71

[8] Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 14.10.2005 tarih ve E.12784 – K.10143 sayılı kararı. “Dosyadaki belgelerden ticari işletme rehnine konu menkullerin bulunduğu ticari iş­letmenin Gerede Ticaret Siciline kayıtlı olduğu, Ticari İşletme Rehin Sözleşmesinin ise Gerede Noterliğinde değil, Ankara Noterliğinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Sicil çevresi dışındaki bir noter tarafından yapılan sözleşmeler hükümsüzdür. Dolayısıyla Ankara Noterliğinde yapılan ticari işletme rehin sözleşmesi geçersizdir. Ticari İşletme üzerin­deki rehin hakkının doğumunu düzenleyen Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 5. madde­sinin f/1’e göre “Rehin hakkı ticari işletme sahibinin veya müessesesinin veya alacaklı­nın yazılı talebi üzerine ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu Ticaret veya Esnaf ve Sa­natkarlar Siciline tescil ile doğar”. Temyize konu dosyada bulunan 17.2.2004 tarihli Gerede Ticaret Sicil Memurluğu’na ait yazıda ticari işletme üzerinde ticari işletme rehni bulunmadığı bildirilmiştir. Bu durumda mahkemece somut olayda TİRK’nun 4 ve 5. maddelerinde öngörülen koşullara uygun ve geçerli bir ticari işletme rehni ku­rulmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” (www.kazanci.com.tr)

 

[9] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 26.09.2003 tarih ve E:5809- K:8881 sayılı kararı. “TİRK’nun 5/2. maddesine göre yapılmış rehin sözleşmesinin düzenlemeyi takip eden (10) gün içinde ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu ticaret siciline tescil edilmeli­dir. Hükümde öngörülen (10) günlük süre üçüncü kişileri korumak ve ticari işletme sa­hibinin, daha önceden muvazaa yoluyla düzenleteceği rehin sözleşmesini, işlerinin bo­zulması halinde tescil ettirerek alacaklılarından mal kaçırmasını önlemek amacıyla ka­bul edilmiştir. Hükmün konuluş amacı gözetildiğinde 10 günlük süreden sonra yapılan tescillerin hukuki sonuç doğurmayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenle sıra cetvelinin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik olmayıp sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerekirken ilamda yazılı gerekçe ile bozulduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının onanması gerekmiştir” ; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 09.06.2003 tarih ve E:4054, K:6072 sayılı kararı “Somut olayda, davalı T… Bank ta­rafından tesis olunan ticari işletme rehni rehin sözleşmesinin yapılmasından 10 gün içinde Ticaret Sicili ne tescil edilmediğinden geçersizdir.” (www.kazanci.com.tr)

Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 15.12.2003 tarih ve E:7748, K:10323 sayılı kararı. “Da­yanılan Ticari İşletme Rehin sözleşmesi noterde düzenlenmiş ise de, 1447 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca ayrıca, Ticari işletmenin bağlı olduğu ticaret siciline 10 gün içinde tescili gerekmektedir. Aksi halde rehin hakkından söz edilmesi olanaksız­dır.” (www.kazanci.com.tr)

[10] KARAHACIOĞLU, Ali Haydar/ DOĞRUSÖZ, M. Edip/ALTIN Mehmet, Türk Huku­kunda Rehin, Ankara, 1996, s.90 ; TÜRKER, Erhan, Ticari İşletme Rehni, Eskişehir İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi, Yayın No: 228/150, s.87

[11] İMREGÜN, Oğuz, Ticaret Hukukunun Genel İlkeleri, İstanbul, 1989, s.17 ; SAKA, Zafer, Ticaret Hukuku, İstanbul:Beta Yayınevi, 1998, s.66

[12] Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 10.07.2007 tarih ve E:6001, K:10525 sayılı kararı. “Dos­yada Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 16.12.2005 tarihli yazısında, Kayseri Yedinci Noterliği’nin 09.12.2005 tarihli Ticari İşletme Rehin Sözleşmesi’nin tescili için A…Bank A.Ş. tarafından süresi içinde 16.12.2005 tarihinde başvurulduğu, işlemdeki eksiklik için Ticaret Sicil Memurluğu Tüzüğü’nün 28/2. maddesi uyarınca, Ticaret Sicil Memurluğu’nca süre verildiği, bundan sonra 22.12.2005 tarihinde tescil edildiği anla­şılmaktadır. Buna rağmen mahkemece, taraflarca aksi iddia edilmediği halde hiçbir araştırma yapılmadan sırf dosyada bulunan 22.12.2005 tarihli yazıda yer alan tarih­lere göre Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 5. maddesi hükmü gereğince rehnin süre­sinde tescil edilmediğinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de, sonucu itibariyle doğru olan karar nedeniyle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendi­rilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.” (www.kazanci.com.tr)

[13]REİSOĞLU, Ticari İşletme Rehni ve Son Yasal Düzenleme, Bankacılar Dergisi, 2003, S.47, s.8, POROY/YASAMAN, a.g.e., s.57

[14] Aynı yönde, ERCÜMENT,Erdem, Ticari İşletme Rehninde Güncel Sorunlar, Bankacılar Dergisi, 2011, S.76, s.50

[15] Aynı yönde; REİSOĞLU, a.g.m., s.14

[16] Aynı yönde; YILDIZ,Şükrü, Makalelerim, Ankara:Yetkin Yayınları, 2008, s.486